İklim değişikliği ile mücadele kapsamında, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS), uluslararası alanda atılan ilk ve en önemli adımdır. Bu kapsamda, 2015 yılında Paris’te düzenlenen BMİDÇS 21.Taraflar Konferansı’nda Paris Anlaşması kabul edilerek 175 ülke tarafından imzalanıp onaylanmıştır.
İklim değişikliği ile mücadele ve sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması amacıyla küresel olarak atılan adımlar,
Avrupa Birliği (AB) tarafından 11 Aralık 2019 tarihinde açıklanan Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM) ile hız kazanmıştır. AB Yeşil Mutabakat ile 2050 yılında iklim-nötr ilk kıta olma hedefini ortaya koymuş ve bu hedefe ulaşmak için yeni bir büyüme stratejisi benimseyerek tüm politikalarını iklim değişikliği ekseninde yeniden şekillendireceğini açıklamıştır. Sanayiden, finansmana, enerjiden ulaştırmaya ve tarıma uzanan bir dizi alanda AB politikalarında kapsamlı değişiklikler öngören Yeşil Mutabakat, Tek Pazar’ın tesisinden bu yana AB’nin en büyük girişimidir.
Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında AB’nin yükselen hedeflerine ulaşılması amacıyla AB’nin geniş bir yelpazedeki mevzuat ve stratejileri Avrupa Komisyonu tarafından kapsamlı bir şekilde gözden geçirilmekte olup, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve Sürdürülebilir Ürün İnisiyatifi kapsamında yapılan düzenlemeler, Atık Sevkiyatı Tüzük taslağı, kimyasallara ilişkin mevzuatta süren gözden geçirme süreci gibi çalışmalar AB’ye ihracatlar ve Gümrük Birliği kapsamında sağlanan entegrasyonu önemli ölçüde etkileyecek niteliktedir.
AB’nin iklim, enerji, arazi kullanımı, ulaşım ve vergilendirme politikalarının ara hedef olarak 2030 yılına kadar %55 emisyon azaltımını sağlayacak şekilde revizyonu için “Fit for 55” teklif paketi Avrupa Komisyonunca 14 Temmuz 2021’de kabul edilmiştir. Söz konusu paket içerisinde, AYM ile diğer ülkeler ticareti bakımından öne çıkan hususlardan biri olan, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) mevzuat taslağı da açıklanmıştır. AB, bu mekanizma ile yeşil
dönüşümün yaratacağı maliyet karşısında Avrupa’nın rekabetçiliğinin korunması ve AB’deki üretimin emisyon azaltım hedefi AB’den az olan ülkelere kaymasının önlenmesini hedeflemektedir.
Mevcut durumda, SKDM Tüzük Taslağına ilişkin AB Kurumları arasındaki üçlü müzakereler 12 Aralık 2022 tarihinde tamamlanmış olup ön uzlaşı sağlanmıştır.
Yapılan açıklamalara göre, raporlama yükümlülüğü getiren geçiş dönemi 1 Ekim 2023 tarihinde başlayacaktır.
Demir çelik, alüminyum, elektrik, gübre, çimento ve hidrojen sektörlerinde ve açıklanacak alt ürün gruplarında başlayacak SKDM uygulamasının, 2030 yılına kadar Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kapsamındaki diğer sektörlere teşmil edilmesine yönelik olarak Avrupa Komisyonu tarafından değerlendirme çalışmaları yapılması öngörülmektedir.
Bu kapsamda, SKDM kapsamında 1 Ocak 2026 Tarihi itibariyle mali yükümlülüklerin uygulanmaya başlanması öngörülmektedir. ETS kapsamında dağıtılan serbest tahsisatların sonlandırılmasıyla Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kapsamına giren ürünlerin ithalatında ürünlerin içerisindeki gömülü emisyonlar için AB ETS’deki karbon maliyetinin tam olarak yansıtılması söz konusu olacaktır.
Türkiye de Ticaret Bakanlığının Çalışmalar neticesinde Avrupa Yeşil Mutabakatı’na adaptasyonunu sağlayacak bir yol haritası tespit edilmiş ve ilgili Kurumların katkıları ile bir eylem planı oluşturularak, Çalışma Grubu ve Yeşil Mutabakat Eylem Planına ilişkin 2021/15 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi 16 Temmuz 2021 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
Türkiye tahüt ettiği ve hedeflediği Karbon salınım miktarlarını gerçekleştirebilme kapsamında bir iklim kanununu çıkararak yürürlüğe koyması gerekmektedir. Söz konusu Kanun Taslağı ilgili kurumlarca hazırlanmış olup 2024 Yılı sonuna kadar resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmesi beklenmektedir. Bu aşamadan sonra Türkiye de de karbon ayak izi vergisinin uygulamaya geçmesi ön görülmektedir. Karbon vergisi, üreticilerin kendilerine belirlenene sera gazı emisyon sınırlarını aşmaları halinde karbon emisyonu tonu başına ödedikleri vergiye denir.
Karbon vergisi, hükümetler tarafından uygulanan caydırma amacıyla uygulanan sera gazı kontrol sistemidir. Karbon Vergisi ile amaçlanan büyük endüstirlerin sebep olduğu sera gazı emisyonlarını azaltmalarını sağlamaktır.
Karbon vergisi, ilk kez 1990’larda Birleşmiş Milletler toplantılarında, katılımcı ülkeler arasında tartışılmaya başlandı. 2005 yılında Avrupa Birliği (AB) tarafından kabul edildi ve AB’nin iklim değişikliği ile mücadelesi kapsamında uygulamaya başlandı. 2005 yılından günümüze kadar AB ülkeleri arasında hâlâ uygulanmaktadır.
Türkiye karbon vergisi ile ilgili yayınlanan Karbon Piyasalarının İşletilmesine İlişkin Yönetmelik Taslağı mevcut olup, bu taslak emisyon ticaret sistemi altyapısına yönelik yayınlanmış bir taslaktır.
Avrupa Birliği tarafından uygulanacak olan karbon vergisi ile net açıklamalar mevcuttur. Bu vergilendirme sadece Avrupa Birliğine ihracat yapan 6 sektörü ilgilendirmektedir. Avrupa Birliği, çevresel etkileri en aza indirme mücadelesine, kendisine ihracat yapan ülkelerinde katılması için somut adımlar atmıştır. Birlik ülkelerinde uygulanan sıkı çevresel kurallar nedeniyle üretim faaliyetlerini birlik dışına taşıyan işletmelerin son yıllardaki artışı, üye ülkelerde çeşitli sosyoekonomik etkiler yaratmıştır. Avrupa Birliği yerleşik olarak üretim yapan tesisler ile birlik dışında üretim yapan tesislerin AB pazarında eşit rekabet şartlarına sahip olması için, 1 Ocak 2026 tarihi itibariyle Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) uygulamasına başlayacağını
duyurmuştur.
Türkiye de Karbon Vergisi uygulamasını iki kategoriye ayırılabilir:
Bu kapsamda tüzel kişilerin 2026 Yılı başlangıcına kadar Karbon ayak izlerini yetkili akredite firmalara yaptırmak zorundadırlar.
YG SOLAR ENGINEERING bünyesindeki uzman mühendisleriyle Almanya dan dolayısıyla Avrupa birliği kurumlarınca da tanınan Akredite bir Firma özelliğiyle, GES ler için EPC Hizmetlerine ek olarak, BELEDİYELER – KAMU KURULUŞLARI – ÖZEL VE TÜZEL FİRMALARLAR İÇİN